Küçük İskender Sözleri

Küçük İskender Sözleri

Site İçeriği: Küçük İskender Sözleri Kısa, Küçük İskender Sözleri Aşk, Küçük İskender Sözleri Facebook, Küçük İskender Sözleri 2016, Küçük İskender Sözleri Yeni

Küçük İskender’in en etkileyici sözlerini bu sayfada hazırlamaya çalıştık. Bu sayfamızda yer alan küçük İskender sözlerini sevdiklerinizle facebook ve twitterdan paylaşabilirsiniz.

EN GÜZEL KÜÇÜK İSKENDER SÖZLERİ

Aşkı dövmek lazım kalbe terbiyesizlik ettiğinde…

Bir insanı kaybetmek istiyorsanız çok sevin, kendiliğinden gider zaten.

Kalbim kırık. Dikkat et elini kesmesin.

Bir insanı kaybetmek istiyorsanız çok sevin, kendiliğinden gider zaten.

Ağzı tabanca. Dudakları namlu, sözleri gece mermisi…

Tahterevalliden ilk kim kalkarsa yırtar, öbürünün kıçı yere vurur.

Erkeklerin doğuştan bildiği ana dil. İlgisizce.

Kirpiklerini kıskanasım geliyor meselâ; gözlerine benden daha yakın diye.

Reklamlar
Reklamlar

Kalbim kırık. Dikkat et elini kesmesin.

Değil Erosun oku. Zeus’un şimşeği girse g*tüne sen aşktan anlamazsın.

Ağzı tabanca. Dudakları namlu, sözleri gece mermisi…

Tahterevalliden ilk kim kalkarsa yırtar, öbürünün kıçı yere vurur.

Meyve vermeyen tek ağaç darağacıdır.

Kahvenden bir yudum bile almamışsın; korktun mu beni kırk yıl sevmekten.

Senin yaşın aşka tutmuyor sevgilim, lütfen gelme.

Bir bayanın gözyaşının akmasına sadece soğan değil, bir ‘hıyar’ da neden olabilir.

Sevgilim, sevdanın sevdaya ettiğini etmez et, kemiğe.

Bana geleceğin günün adını tıp çok önceden koymuş meğer ‘kıl dönmesi’

O kadar düşledim ki seni sevgili, yitirdin gerçekliğini.

İlla 3. Şahıslar girecekse aramıza. Minik parmakları olan bir kızımız olsun.

Adındaki harf kadardır alfabem…

Bilirsin beceremem yaşamayı. Bir damla su olsam, gider rakıya damlarım.

Buz tutmuş bir ruhum ben. Erirsem geri dönemem.

Her şeyi geriye saymaktan yorgunum, kaç intiharım varsa o kadar sevgilim var.

Sigarayı bile kıskanırdım; kalbine giden yollara uğradığı için…

Bana yol vermeyi düşünmeden önce sana verdiğim yolda yürümeyi öğren…

Reklamlar

Aşk, bozuk bir pusuladır; seni yanlış bedenlere götürür.

Senin için ölürüm dedi. Benim için zaten öldün dedim. Cesedini alıp çıktı.

Reklamlar

Kaldır başını aşk belden yukarıda sevgili.

Ben bir silahım. Ama hiçbir silah yaralamaz insanı, bir başka insan olmadan.

Ben seni çoktan affettim, sen sen sevdanı helal et.

Attığın tüm zarlar kaybettirdi bana. Hani sen benim düş-eşimdin.

O kadar güzel unutmuştun ki beni, hatırlatmaya kıyamadım.

Sen bir defa olsun “seni seviyorum” yalanını at; melekler günahını bana yazsın, olur mu?

Çek bakışlarını gözlerimden, aşk bu şeytan doldurur.

Sana kemik değil; aşk verdim. Şimdi itlik yapmanın âlemi yok gitme diyorsam gitme.

Kalp bu ulan. Yok, öyle bir arkadaşa bakıp çıkmak…

Kim demiş ki, en büyük aşklar nefretle başlar diye, benim en büyük nefretim bir aşkla başladı.

Duydum ki böbreğinde taş varmış sevgili. Kesin kalbinden düşmüştür.

Şimdi sen gittin ya, şairin dediği gibi herkesi sana benzetiyorum. Bu da mı o şerefsiz acaba diyorum.

Her aşkta dönme dolaptayım ve kesiliyor elektrik ben en tepedeyken.

Bir erkeğin en lezzetli yeri ‘ başının eti ‘ sanırım. Bu kadar kadın yanılıyor olamaz zira.

Yarı yolda bırakmışım. Nankör olma yarı yola kadar getiren benim.

Ben zilzurna sarhoş olsam da yaşadıklarımdan çıkarken hesabı ödeyecek kadar ayığım.

Reklamlar

Beni bir öküz sanma sakın sevgili, çünkü sen, o kadar hülyalı bir tren değilsin…

Hadi simit satanı anladım, kestane satanı da. Peki ya dost satan, o da mı ekmek parası?

Ah o tipine kurban olduğum bir de tipine yakışır bir yürek taşısaydın…

Tatlı dil yılanı deliğinden çıkarır öküzü değil. Neden dönmediğini şimdi anladım.

Seviyorum affet dedi ya, o an insanın sadece ağzıyla gülmediğini anladım.

Seni Babil’in asma bahçelerinde astım bak bakalım dünyanın kaçıncı harikasısın.

Bırak şimdi yanaklarımı dudaklarımı gücün yeterse yüreğimden öp beni.

Bu gece alkolle sabahla; ona de ki; ben kanıma kırmızı rengi veren kişiyi kaybettim.

Kötü yola düşmüş gecelerden geliyorum. Kusura bakma gözlerim biraz kirli.

Anlamadım. Ben mi iyileşmemiş yarayım, herkes mi keskin bıçak? Sormadım. Sadece kanadım.

Tabiatın güzelliğine bak. Dedim. Ağaçlardan hiçbir şey göremiyorum dedi.

Hiç görüp, dokunup, öpmediğin birine aşık oldun mu? Olsan bilirdin aşkın ne olduğunu.

Dünyanın en uzun gecesi 21 Aralık değil, beni terk ettiğin gecedir.

Senden evet cevabı alana kadar kendini yırtan sonra havalara giren canlıya “erkek’ denir.

Sevgilim ‘beni aldatıyor musun dedi’, hayır onu aldatıyorum dedim afalladı.

Giderken sana ‘hoşçakal’ demek istedim ihanetin aklıma geldi ‘hoşt/çakal’ diyebildim.

Belki de en sevdiğim sakarlığın, gözlerime takılıp yüreğime düşmendi.

Şimdilerde elimde bir bıçak “sevdiğin kadar sevilirsin” diyen yalancı şairi arıyorum…

Yolun açık olmasın sevgili. Nasıl olsa önün açık her türlü bulursun sen yolunu.

Bir kadın aşka inanmıyorum derken, aslında tek bir şey söylemek istiyordur; hadi beni aşka inandır.

Ne komünizm, ne kapitalizm, ne ateizm, ne sosyalizm kısmetsizim…

Toprak olsam üstüme basmayacaksın, hava olsam içine çekmeyeceksin. Öyle düşmansın.

Erkek olmak doğuştan gelen bir alın yazısı olsa da, adam olmak her erkeğe nasip olmuyor.

Gözümü bağlayıp atsalar sırtımdan itip; yine senin yanına düşerim, yer çekimi değil, yar çekimi.

Kadınlar mı zeki yoksa erkekler mi diye merak edenler. Havva bir elmayla kandırmış Adem’i.

Her rengin bir kişiliği vardır. Her kişiliğin de bir rengi. Ben senin rengini buldum. Kahperengi.

Ağlıyor musun?’ diye soruyor giderken utanmadan. Yok, yanlış yerden işiyorum aptal.

Bugün kitap izledim, film okudum, müzik yedim, yemek dinledim. Aklım sendeydi, hiçbir şeyi doğru yapamadım, şaşkınım.

Benim gibisini bulamaz demişsin haklısın senin gibi şerefsizi mumla arasam bulamam.

Sigarayı bıraksam diyorum, tamamen sana başlasam. Sen daha çabuk bitirirsin işimi, böyle çok yavaş ölüyorum.

Okeyde beklenen son taş gibisin. Biliyorum beklemekle gelmezsin. Zaten gelme çünkü sen gelirsen ben biterim.

Özne olmayı bırakıp zamir oldum, edat oldum, yüklem oldum. Ama senin gibi, aşk ile ihanet arasına bağlaç olmadım asla.

Soğuk ve şekersiz çay gibisin, ne içimi ısıtıyorsun, ne ağzımda güzel tat bırakıyorsun, sadece uykumu kaçırıyorsun.

Bırakın bu ayakları. Kaçınız, çırılçıplak bedenler karşısında yalnızca gözlere baktınız. Sorsalar, güya hepiniz âşıktınız.

Eros, yaşlandın mı? Ok’un gideceği yeri göremiyorsun. Ya bir imkânsıza, ya da bir hayırsıza denk getiriyorsun.

Karpuz seçerken gösterdiğimiz özenin yarısını sevgili seçerken de gösterseydik, bu kadar kelek aşklar yaşamazdık.

Uyurken seni izlemek vardı şimdi. Kokunda sarhoş olmak. Seni uyandırmak için can atmak ama kıyamamak.

Öyle bir yerin düşünü gördüm ki; insanlar, sabah uyandıklarında hâlâ hayatta olduklarını fark edip, günaydın demeden önce birbirlerini öpüyorlardı.

Gelin arabasının önünü kesen çocuklara verilen zarf gibi, bomboş çıkıyorum sana her ne kadar plakasında mutluyuz yazsa da.

Git gidebildiğin yere kadar bu liman da kaybettiğim ilk gemi sen değilsin. Ama şunu unutma. Rıhtımda kalanı değil, çekip gideni vurur fırtına.

Hatırlıyor musun bana armağan ettiğin ilk şarkıyı, ”ölünce sevemezsem seni” Ulan hayattayken bile sevmedin ki…

Sıkı sıkı tembihlerler. Unut onu, aklına bile getirme, çıkar kafandan, hafızandan sil. Sanki seven beynimizmiş gibi.

Annem sürekli “hiçbir şey yemiyorsun, kurudun kaldın” deyip duruyor; ben ne kazıklar yiyorum kimse bilmiyor.

Sağlaması yapılmış bir çarpım gibiyiz sevişmelerden sonra; ikimizden biri sıfır olsa, diğeri ise istediği büyüklükte bir sayı; fark etmeyecek sonuç sıfır.

Evde kedi, köpek beslemekle hayvan sever olunmaz. Hayvan sever dediğin benim gibi koynunda yılan besleyecek…

Dönerse senindir dönmezse zaten hiç senin olmamıştır diye bir şey yok dönecek. Bir katil olay mahalline mutlaka geri döner.

Yaptığım şakanın ardından gözlerimin içine bakıp, “aşk olsun” dediğinde “keşke.” diyebilmek için can atıyordum.

Yüreği olmayanın kalbimi kırmasına müsaade etmem. Beni bir saniyede unutanı, ben iki saniye ile şereflendirmem.

Herkese ”seni sevmediğimi” söylüyorum. Afrikalı bir annenin oğluna ”ben tokum sen ye ” demesi kadar basit bir yalan bu.

Gittiğinde. Boş ver dünyanın sonu değil ya. Diyen dostlarıma. Benim dünyamın senden ibaret olduğunu nasıl anlatabilirdim ki.

Bir plak olsam. Zeki Müren çalsam, bozulsam. Aynı yerde takılsam, hep tekrarlasam. Elbet bir gün buluşacağız.

Siz bir kelebeğe tutunuyorsunuz telaşla, onu incitmeden, kelebek telaşla geldiği tırtıla tutunuyor insan bu, azat etmek de gerek korkmayın, unutuluyor.

Gidiyormuş, ağırlaşır yağmurun iade etmediği karanlık bırak gitsin. Hiçbir caddeye çıkmayacak o sokak artık.

Seninle ben bir çaydanlık gibiyiz. Ben üst kısmıyım sen alt kısmı. Hani büyüksün ya. Aramızdaki fark ise şu; ben sensiz de demlenirim, ama sen bensiz ancak su kaynatırsın.

Bana benden iyisini bulamazsın diyen sevgilim ne gemiler yaktım ben, kıçı kırık bir sandalın lafı mı olur.

Geri gelmemelisin. Ya olduğun yerde kalmalısın ya da gittiğin yerde. Sen bu hayatta gördüğüm en hoş’çakal’sın neticede.

Şimdi aynı bardaktan su içemiyoruz. Ben bunu biliyorum, su biliyor, bardak biliyor; bir sen bilmiyorsun.

Beni unut diyorsun ya; bu bana imkânsız geliyor. Çünkü seni unutmam için, hatırlamam gerekiyor.

Annem, neyin var? Diyerek böldü sessizliğimi. Ben de gittiğini ve kaybettiğimi söyledim. O da saçlarımı okşayıp; üzülme evladım. Cana geleceğine mal’a gelsin. Dedi.

Ayır bizi hâkim bey. Zaten görücü usulü evlendik. Ne ona sordular bunu alır mısın diye? Ne de bana sordular, Dünya’ya gelir misin diye.

Bazı kadınların şövalye sandıkları adamların, aslında alüminyum folyo ile kaplanmış denyo olduklarını görmeleri baya zaman alıyor.

Aşkı hep ‘iki kişilik’ diye öğrettiler bize. Peki ya kişilik bozukluğu sonucu mu dahil edildi 3. Kişi, aşk bildiğimiz şeye?

Kusura bakma dünya, biz seninle anlaşamıyoruz. Ya ben sana fazla geliyorum, ya da sen benim hayallerime dar geliyorsun.

Beklemekte olduğun şey, ancak onu beklemeyi unuttuğunda gerçekleşir. Bu, evrenin ‘sen bakarken soyunamıyorum’ deme şeklidir.

Telaffuzu zor bir kelime gibi unutacağım seni. Çünkü telafisi yok insanın. Ve insan bir insanla yenileyemez kendini.

En basit yalanları gözüme bakarak söyleyen ahmaklar tanıdım. Bense onların cahil cesaretlerine ve kuş beyinlerine hayrandım.

Bir silahın şarjöründe tanışan iki soğuk mermi gibi, aynı bedene sıkılan iki el kurşun gibi, katille kurban arasında o birkaç saniyelik telaşla sevmiştim seni.

Suçumu cezama ikiz sayarken hâkim, bari beklenmeyen şahit ol sevdama. İdamıma elin boş gelme. Kendinle gel.

Bu aşkın gelirinin yarısını sağır sultana bağışladım, duymazlıktan gelip seni, gitsin kulağını açtırsın, diğer yarısını sana bıraktım, kendine protez aşıklar alırsın.

Biz ayrı dünyaların insanlarıyız dedi. Aman Allah’ım. Üzüntüden kahrolacağım. Ben iki dünya olduğunu sanan bir malı mı sevmişim.

Telefon rehberimdeki herkesi senin adınla kaydettim. Bütün gün beni arıyorsun, taklitler yapıp sesini değiştiriyorsun. Biliyorum, sen de özledin.

Benimle oynadın, bir tur yükseldin; aferin. Şimdi git onunla oyna. Ama yanarsan yine benden başlama.

Offff dedi. Ne oldu? Dedim hiiiiiç, dedi. Her şeyi bırak gel benimle, dedim. Olur mu? Dedi. Topu topu bir tabak fazla koyarız soframıza, dedim. Olmaz, dedi. Neden? Dedim. Aynı tabaktan yeriz, dedi. Bir daha sevdim.

Artık aramızdaki uzaklıktan şık bir matem giysisi diktirebilirsin kendine. Bir tek hücreni bile istemiyorum. Televizyonumun çekmediği bir kanal gibisin çünkü. Sen git, bambaşka hayatların yatak odalarında sıradan insanların tenlerini süsle.

Aşk, ağır iştir; emekli olamazsın, sigortası yoktur, ikramiye alamazsın, yıllık tatil izni verilmez, greve kalkıştın mı yersin sopayı, her dakika lokavt tehlikesiyle burun burunasındır, kaza riski yüksektir, amatörce uğraşılır. Aşk, ağır iştir. Yol boyunca bunları şoföre dayatamazsın. O, uykuya yenilmek üzeredir, sen ise rüyaya.

Hiçbir lokantada tek başınıza oturabileceğiniz şekilde dizayn edilmiş masa bulamazsınız, toplum sizi yalnızlıktan kurtarmak için gerekirse ruh sağlığınızla oynar…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir