Mahkum Sözleri

Mahkum Sözleri

Sayfa İçeriği: Mahkum Sözleri Kısa, Mahkum Sözleri Facebook, Mahkum Sözleri Sevgiliye, Cezaevi Mahkum Sözleri, Mahkum Oldum Sözleri, Mahkum Sözleri 2017, Dargın Mahkum Sözleri Damar, Mahkum Sözleri Anlamlı

Bu güzel sayfamızda sizler için en güzel mahkum sözlerini hazırladık. Sayfamızdaki anlamlı mahkum sözlerini facebook, twitter ve whatsapp ile sevdiklerinizle paylaşabilirsiniz.

DAMAR MAHKUM SÖZLERİ

Manşet: Sizin geceleriniz güzeldir, buzlu viskilere limon sıkılır. Bizim geceleri görseniz çıldırırsınız. Sessiz duvarlar üstümüze yıkılır. Yılmaz Güney


Cezayı aslana, sevdayı çekene sor!

Mesafeler uzak olsa da duâlar da buluşan yürekler var.

Bunu da unutma hakim bey kelepçe vurulmaz umutlara.

Gece ve gündüzün bir önemi yok; sensizliğin rengi hep aynı!

Bunu da yaz hakim bey; umutsuz olan bedendir, hayaller değil.

Gardiyan süre bitti dediğinde, anlarsın o zaman vedasızca gidişleri.

Haklıların mahkum edildiği bir ülkede, bütün doğruların yeri cezaevidir.

Adaleti olmayan bir semtin zifiri karanlığında kayboldu gitti gençliğimiz.

Mahkumun attığı her voltada çekilen göz yaşı ile büyük bir özlem vardır.

Fotoğraflara bakmak hasret giderseydi, cezaevindekiler tahliye beklemezdi.

Mapusta attığım volta da çektiğim acıda, akıttığım gözyaşında yine sen vardın.

Kısa tutalım son sözleri hakim bey, ömür boyu müebbet yemiş hayallerimiz var.

Biz ağladığımızda bir nedeni oluyor da, bulutlar ağladığında bir nedeni oluyor mu?

İdam masasında asılsa da ümitlerimiz, Azrail’e bile inat on numara gülüşlerimiz var!

Mahkumluğun kelepçesini takmayan, özgürlüğün değerini, kıymetini nerden bilecek.

Romantik sözler yazıyoruz diye kimse bizi ponçik zannetmesin biz cezaevi çocuğuyuz.

Kurşun ata ata biter yollar gide gide biter; ceza yata yata biter; aldırma gönül, aldırma.

Biz rengarenk hayatların renkli çocukları değil, karanlık bir hayatın kader mahkumlarıyız.

İnsanların hepsi belirsiz bir süre için ertelenen ölüm cezasına mahkumdurlar. Victor Hugo

Başın öne eğilmesin, aldırma gönül, aldırma. Ağladığın duyulmasın, aldırma gönül, aldırma.

Zindanlar her ne kadar kör ve karanlık olursa olsun, onu aydınlatacak kadar gücümüz vardır.

Koğuşları katlı katlı, idarelerinde mahkum saklı anam, babam beni ister bırak gidem mapushane.

Ne güzel şey hatırlamak seni: Ölüm ve zafer haberleri içinden, hapiste ve yaşım kırkı geçmiş iken.

Çıkmaz bir sokakta paket oldu bütün hayallerim, şimdi çıkmayan bir tahliyenin ardında gençliğim.

Göklerde kartal gibiydim kanatlarımdan vuruldum mor çiçekli dal gibiydim bahar vaktinde kırıldım.

Görüş gününü bekleyen bir mahkum gibi sevdim seni. Gözleri kör pencerede, kulağı demir sürgüde.

Volta atıyorum yine koca dünyamın, daracık avlusunda. Vücuttan habersiz yürüyor artık bacaklarım.

Adaletli olmalı insan kırıldığı kadar derin kesmeli, çektiği acının iki katını sadaka bırakmalı kahpelik edene!

Üzme kendini bu kadar sana umudu öğretmeyenlerin suçu mu var bak yeryüzü ne kadar geniş ne kadar dar.

Toz pembe hayallerimizin tozunda geçiyor ömrümüz. Hayalini kurduğumuz her şeyin hayalini görüyoruz!

Nihayet anladım ki darağacının dallarına bahar uğramazmış. Müebbet yemiş mahkuma bir aşka vuslat sorulmazmış.

Duvar duvar duvar sana ne desem ki ah incitmeden gözlerini mahkûmun her taşını kırmalı bir bir gerisi laf-ü güzaf.

Cezaevine girdim yemyeşil ağaçlar, içeriye girdim kesildi saçlar, dediler mahkumluk burada başlar, döküldü gözümden yaşlar.

Ne karaymış alnımdaki yazılar. Ah dedikçe ciğerlerim sızılar. Arkamdan ağlıyor körpe kuzular. Mapushane gurbet ele benzemez.

Sizin geceleriniz güzeldir, buzlu viskilere limon sıkılır. Bizim geceleri görseniz çıldırırsınız. Sessiz duvarlar üstümüze yıkılır. Yılmaz Güney

Ne yazık ki insan kendi hapishanesinin anahtarını bulamıyor, hatta çoğu zaman asıl mahpusun kendisi olduğunu bile anlayamıyor. Kürşat Başar

Göğü kucaklayıp getirdim sana kokla açılırsın. Solmuşsun benzin sararmış yorgun bir işçinin yüzüne benziyor yüzün öyle bükük bakma bana.

Çaycı, getir, ilâç kokulu çaydan! Dakika düşelim, senelik paydan! Zindanda dakika farksızdır aydan. Karıştır çayını zaman erisin; köpük köpük, duman duman erisin!

Zindan iki hece, Mehmed’im lâfta!  Baba katiliyle baban bir safta! Bir de, geri adam, boynunda yafta… Halimi düşünüp yanma Mehmed’im! Kavuşmak mı?  Belki… Daha ölmedim!

Gönlüme, hapis oldum çıkamıyorum İçimdeki parmaklığı aşamıyorum Avluya çıkıp, hücreme dönüyorum özgür uçan kuşların ardından bakıyorum. Ne zaman af çıkar… Yüreğim inan bilmiyorum.

Bu gün görüş günümüz. Dost kardeş bir arada. Telden tele, mendil salla el salla. Merhaba! İzin olsun hapishane içinde. Seni, senden sormalara doyamam. Yarım döner sigaramın ateşi,  gitme dayanamam! Enver Gökçe

Cezaevinden anneme: Pencereme ay düşmüyor artık, kirpiklerime yağmur yağmıyor. Güneşi özledim anne, yıldızlar kaymıyor. Çocuklarım çocukluğumdur gençliğim sürekli koşan bir at, pekguzelsozler.com kanadımı kırdılar anne hayallerim şimdi hayal oldu.

Hani bir dışarıda olsam, hep yürürüm, durmam. Benimle beraber yürür gökyüzü, toprak, hürriyet, benimle beraber. Gökyüzü, toprak ve hürriyet, ne güzel şeyler. Hani bir dışarıda olsam, belki günlerce, uyumam. Sabahları yok artık o kahpe uyanışım. Duvarda kaldı gözlerim, dalışım.

Bizim hiç bir hürriyetimiz yok, hiç bir hürriyetimiz, ne çalışmak, ne konuşmak, ne sevişmek, sen orda bağrına bas dur en büyük çileyi, ben burada en büyük çileyi doldurayım, ekmeğe muhtaç, hürriyete muhtaç, sana muhtaç. Sen orda dalından koparılmış bir zerdali gibi dur, ben burada zerdalisiz bir dal gibi durayım. A. Kadir

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir